Serin hava, loş ışık ve sıralar halinde dizilmiş taş yüzler, Museo Egizio’nun içindeki ilk dakikaları, bir müzeye giriyormuş gibi değil de, başka bir medeniyetin özenle düzenlenmiş bir arşivine adım atıyormuş gibi hissettiriyor. Ölçek, farkına varmadan karşınıza çıkıyor: bir odada minicik tılsımlar, bir sonraki odada ise devasa firavun heykelleri.
Müze, 1824 yılında, Torino’daki kraliyet koleksiyonlarının ve daha sonra İtalya’da yapılan kazılardan elde edilen buluntuların, eski Mısır’ı sadece sergilemekle kalmayıp ciddi bir şekilde incelemek amacıyla bir araya getirilmesiyle şekillendi. Bu bilimsel temel, 30.000 eserin birden fazla kata yayılmış olmasına rağmen galerilerin bu kadar tutarlı bir bütünlük hissi vermesinin sebebidir.
Çoğu ziyaretçinin aklında kalan şey, görkemli atmosferden samimi bir ortama doğru yaşanan geçiş. Sadece heykeller ve lahitler görmekle kalmazsınız; papirüslerdeki el yazıları, öbür dünya için hazırlanan eşyalar ve sonsuzluk etrafında şekillenen bir dünyanın kendine özgü mantığını fark etmeye başlarsınız.
Aşağıdaki durumlarda bu geziyi atlayın: loş galerilerden, mumyalardan ya da hızlı gezintiden çok yavaşça incelemeyi ön plana çıkaran müzelerden hoşlanmıyorsanız.